Öznur Eren

Yabancılaşma

Kafka’nın “Dönüşüm” eserinde Gregor Samsa, kendine ve topluma yabancılaşan, kendi varoluşunu arayan bir tiplemedir.
Kendi özünü kaybedip böcek olmuştur ve öz varlığından kopmuştur. Daha da önemlisi ailesi ona böcek gibi davranmaktadır ve onu yok saymaktadır.
Oysa Gregor Samsa değişimin tam bilincindedir ama yabancılaştığı için olayları geri çevirip değiştirememektedir. Dolayısıyla her şeye yabancılaşmıştır.

Yunan mitolojisindeki Narsist de, kendini seven kendine aşık olan kişiyken dış dünyadan tamamen soyutlanmış kendine odaklanmış ve dış aleme yabancılaşmış bir figürdür.

Her ikisi de kendinden, özünden uzaklaşmış, ötekileşmiş, yabancılaşmış figürlerdir.

Aslında burada negatif bir tavır vardır.

Zihinsel olarak gerçek öz bilgisi sürerken şartlar sonucunda yarattığımız kendimize yabancılaşmamız duygusal olarak bizlerin körleşmesine neden olmakta çok defa.

Sonuçta yabancılaşma, insanın asıl özünden, içinden, farklı olana, dışa doğru uzaklaşmasıdır.

İnsanların birbirine ilgisiz kalışı, ilgi duymaması, bıkkınlık ve hatta tiksinti bu duyguyu beraberinde getiriyor.

Kişinin kendi kendine yabancılaşması, aynı zamanda bir topluluk ya da gruba ait olmama yani aidiyet hissetmeme anlamına gelirken, zamanla ait olduğu toplumun ve kurumların da ona karşı yabancılaşmasına da neden olabilir.

Bu çift kutuplaşma sonucunda her iki tarafta da körlük oluşmuş ve ikisi de köklerinden, özünden kopmuş, temellerini yitirmiş, geçmişe olan güvenini kaybetmiş, yabancılaşmıştır.

Anlamlara ve sözcüklere hapis olarak yaşamımızı kurguluyoruz ve orada nefes alıyoruz.
Hayatımızı kabusa çeviren dengesizlikler, tatminsizlikler, belirsizlikler çok zaman kurguladığımız bu atmosferin sonucu. İçimizdeki boşluk doğanın ahengi ile dolduğunda her şeyi unutuyoruz.
Doğa ve sanat bu atmosferin yenilenmesinde, dönüşmesinde, iyileşmesinde müthiş bir pencere….