"Hadi kızım," dedi annem, "hadi... Geç olmadan gidip gel hadi!" Elimde bir sepet dolusu adem
elması günahı, arasına serpişmiş 'hadi ama geç kalma' sesleri, bütün nazarları sırtıma alıp eğilip
bükülen, kıvrıla kıvrıla giden yollarda adım sayıyorum. Hep aynı. Bir, iki, üç, dört… Beş yüz bin üç
yüz elli…
Asfaltı yarmış, basayazdığım unutma beni çiçekleri. Mavi mavi.
Neydi o? Hatırlamam gereken neydi? Mavi…
Motorları süreceğiz maviliklere
(Lay la la lay la la la la la la lay)
Hani şimdi bize
(Lay la la lay la la la la la la lay)
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır
(Lay la la lay la la la la la la lay)
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
(Lay la la lay la la la la la la lay)
Güzel günler göreceğiz çocuklaaaarrr
Bakıyorlar; yanımdan, ötemden, berimden, hatta sesimden bile uzaktan uzaktan. Kırmızı
pazartesilerden gelip, yine her şeyi bilip, yine sadece bakarak. Daha gür bağırıyorum: "Çocuklar,
çocuklar, inanın çocuklar!" İnanmaz gözlerle sadece bakıyorlar…
Bakın, bakın işte ezeli sofra. Çatal bıçak seslerine tempo tutun. Kırk kurt, kırkının da kürkü kırpık
kurt. Unutmadım, hatırlıyorum: piliç kokuları alan kırk masal kaçkını kırk kurt. Mavi… Mavi melek
ejderhaya çeviriyor beni. Hayır, hayır; ejderha biblosuna. Süs diye tutacakları, kırıp dökebilecekleri
bir bibloya. Büyülü dünyalardan da çıkış yok.
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz güneşli günler
Hıçkırarak dökülüyor, sağır kulaklara varmayan kelimeler.
Kaçta kalmıştım, altı, yedi, sekiz…
Kırk bir
"Gözlerimin içine bak ve anla: Ben senin hep yanındayım. Ne arkanda bir gölge, ne önünde bir
engel olarak, tam da içinde, kalbinin attığı yerde."
Aradığım mavilik... Meğer kırk birinci kurttaymış...
(Lay la la lay la la la la la la lay)
Hep ters örersem haraşo oluyor. Esniyor, uzuyor, bollanıyor. Söküp söküp örüyorum.
Masallar anlatıyorum kuzumun kuzusuna…
Esniyor.
“Sorry grandma! Bu masal bana dar geldi. O şarkıyı söylesene.”
(Lay la la lay la —)
(Sessizlik)



