Hayali Uygarlık: Elleri Olmayan Varlıklar
Adları: Saréonlar
Gezegenleri: Rahié
Dilleri: Dokunamayan bir dil — Sâra, sadece ses, titreşim ve nefesle kurulur.
Varlıkları: Eller yok. Parmaksız, pürüzsüz, yumuşak uzuvları var.
Amaçları: Yaşamla uyum içinde olmak, ona iz bırakmadan anlam katmak.
“Elleri Olmayanlar”
Ellerimiz yoktu bizim,
Güneşi alnımızla okşardık,
Taşa yüzümüzü sürerdik sevgiyle
Çünkü dokunmayı hiç bilmezdik.
Ağaçlara bakardık yalnızca,
Ve meyvesi düşerse kabul ederdik.
Toprağa şekil veremezdik,
O bize şekil verirdi, sessizce.
Ne yazı vardı ne çizgi,
Sözler göğe karışır,
Rüzgâr gibi geçerdi aklımızdan.
Ne harf, ne alet, ne tarih…
Belki daha huzurluyduk,
Çünkü hiçbir şeyi bizim sanamazdık.
Belki daha eksiktik,
Çünkü hiçbir şeyi kuramazdık.
Ve bir gün…
Bir çocuğun alnında,
Küçük bir çıkıntı büyüdü
parmağa benzeyen bir umut.
Saréonlar Hikâyeleri’nden bir parça
Burası Rahié.
Sesin görünmez katmanlarla yayıldığı, dokunmanın bilinmediği yer.
Burada hiçbir zaman bir şey tutulmadı.
Burada hiçbir şey düştüğünde yere çarpmaz; yalnızca sessizliğe gömülür.
Ben bir Saréon’um.
Adım — kelimeye gelmez bir titreşim. İnsan dilinde ona “Nâra” diyelim.
Doğduğumda bedenimde yalnızca üç odak vardı: soluk, yankı ve aralık.
Bir elim yoktu çünkü bir “şey”e sahip olmak fikri yoktu.
Ben, yankının hatırası ile büyüdüm.
Yaşlı Saréonlar bize dünyayı nefesle anlatırdı. Nefes bir akordu, anlatı ise çöküp yükselen bir dağ gibi.
Kimi zaman bir taşın üzerinden geçen rüzgârı soluduk; kimi zaman kendi içimizde kaybolan dalgaları dinledik.
Kavramadık. Yorumlamadık. Yalnızca eşlik ettik.
Ama bir gün bir şey oldu.
Ben… farklı bir yankı duydum.
O sabah, dairesel nefeslerimize katılmayıp yalnız kalmayı seçtim.
Bozkırın sessizliğinde bekledim.
Toprağın derinlerinden gelen hafif bir gerilim vardı, neredeyse duyulmaz… ama duyumsanır bir şeydi.
Sonra onu hissettim.
Bir karaltı — adını bilmediğim bir varlık — yakınımdan geçti.
Yaydığı titreşim beni bir anlığına kendimden ayırdı.
Ve ilk kez, içimde anlamlandıramadığım bir arzu oluştu:
Temas
Ne demekti bu?
Bir şeyi tutmak mı?
Bir sınırı geçmek mi?
Yoksa kendimi, bir başka titreşime sabitlemek mi?
Günlerce, bu yeni arzunun yankısıyla yaşadım.
Onu bastıramadım.
Nefeslerim bozuldu. Ritmim saptı. Diğerleri uzaklaştı.
Ve sonra — bedenimde bir değişiklik başladı.
Yavaşça, yüzeyime bir çıkıntı büyümeye başladı.
Sanki içimdeki sessiz dünya, kendine bir uç arıyordu.
Sanki dışa doğru bir dil yaratmak istiyordum.
Ve belki de… bir el.


